• Berlin Antlaşması Ve Kaybedilen Topraklar

    Berlin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu, Rusya İmparatorluğu, Büyük Britanya, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya Krallığı ve Fransa arasında 13 Temmuz 1878'de Berlin'de imzalanan barış antlaşmasıdır. Read more
  • 93 Harbi Neden Kaybedildi?

    Haritadan Anlamayan Bir Padişah ve Saraydan İdare Edilen Muharebeler...Devamını Oku
  • Bâb-ı Âli Baskını

    Bâb-ı Âli Baskını tarihin en haklı ve en cüretkar baskını az sayıda insanın büyük macerası Türk tarihinin dönüm noktası sömürüye,emperyalizme vatana ihanete karşı bir mücadele vatan ve millet dışında hiç birşeyi düşünmeyen bir grup idealist insan ölümle,yaşam arasındaki o ince çizgi.Başarı şansı neredeyse hiç olmayan bir darbenin hiç beklenmedik sonu...Devamını Oku

Shin Sekai Yori

Shin Sekai Yori




Bin yıl sonrasının dünyasında, medeniyet gerilemiş ve insanlar küçük topluluklar halinde birbirlerinden kopuk bir şekilde yaşıyorlardır. Bu dönemin insanlarının hayal ettikleri şeyleri cisimleştiren Juryoku denilen psişik güçleri vardır. İleri seviye bilimsel teknoloji olmadığı için, insanlar bu güçlerini büyük bir enerji kaynağı olarak kullanmaktadır. Bir gün, Saki isimli bir kız arkadaşlarıyla beraber şehir dışında küçük bir arşiv robotu bulur. Bu robot insanoğlunun tarihini kaydetmektedir. Onu bulanlara Juryoku’nun 21. Yüzyılda keşfedildiğini ve bu keşfin psişiklerle psişik olmayanlar arasında yaşanan bir dünya savaşına neden olduğunu söyler. Psişikler savaşı kazanmıştır ve korku hükümdarlığı işte böyle başlamıştır.

Benim yorumum anime gerek kurgu gerekse müzik olarak çok ama çok iyiydi puanı hak ettiğinin altındaydı.Psikoloji severlerin kaçırmaması gereken bir anime diye düşünüyorum konusu her ne kadar biraz ağır gitse de, çok heyecanlandığı ve yer yer insanı ağlama noktasına getirdiği yerlerde bir hayli çok.İzlediğim en iyi ilk 10 Anime içersine kurgu ve müzik olarak rahat bir şekilde gireceğini düşünüyorum.Anime insanlığı işliyor insanların neler yapabileceğini asıl canavarın kim olduğunu bunun yani sıra  son sahneye kadar merak ediyorsunuz.Merak hiç gitmiyor anime boyunca daha fazla uzatmadan iyi seyirler dileyeyim.

Son İttihatçı





Bölüm I;Jön Türkler Kimdir?Nedir?


İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne değinmeden önce size Jön Türkleri yani Genç Türkleri anlatmak isterim bu kişiler Mithat Paşa,Namık Kemal,Prens Sabahaddin,İbrahim Şinasi Efendi,Ziya Paşa,Agah Efendi gibi bir çok ünlü üyesi vardır.İttihat ve Terakki’nin Fikir babası ise Mithat Paşa’dır.Kanun-i Esası’yı ilan ettiren ünlü Mithat Paşa sonrasında  ne acı ki Kızıl Sultan tarafından Taif’de boğdurulmuştur!Gördüğünüz gibi yukarıda ki listede Mithat Paşa ve Prense Sabahaddin bey hariç bir çok kişi edebiyat alanında şöhret yapıp Tanzimat devrine imzasını atan edebiyatçılardır.Bunların arasında bizim için en önemlisi şüphesiz Namık Kemaldir.Bunlar İttihat ve Terakki Cemiyetinin fikir babasıdır.

 Bölüm II;Günümüzde Jön Türkler ve İttihatçılık!

Günümüzde artık İttihat ve Terakki’yi anan hatta ve hatta ona hürmet eden kimse ama kimse kalmamıştır.Aynı şekilde Jön Türkleri’de.Sultan II.Abdülhamid Kahraman ilan edilirken gerçek kahraman olan “Jön Türkler” hain olarak damgalanıyor bunun sorumlusu kim tabi ki de biziz!!!Halbuki gerçek bu değildir.Koskoca donanmayı haliçte çürüten orduyu bir en kaz haline getiren kimdir?Jön Türkler mi?Hiç sanmıyorum bunun tek nedeni Sultan II.Abdülhamid Han’dır bazı gerçekler vardır ki tüm bu kötülüklere rağmen Çanakkale mevzilierini ve tabyalarını düzenleyen.Okullar,dernekler ve bir sürü alanda yenilik yapanda yine kendisidir.Neyse biz konumuz olan günümüzde ki İttihatçılığa dönebiliriz sanırım.Artık İttihat ve Terakki’yi hatırlayan kimse kalmadı.Günümüz gençliği Milli Eğitim Bakanlığı’nın verdiği yayınlar tarafından zehirleniliyor.Sadece zehirlenmekle’de kalmıyor çoğu zaman ,nefret ettiriliyor.93 Harbi,Balkan Savaşları,Trablusgarp Savaşı,I.Dünya Savaşı sanki onların suçuymuş gibi.Ama Hakikat tabiki bu değildir.93 Harbi kesinlikle çıkacak olan bir harp idi.Mithat Paşa ve arkadaşları tarafından hazırlanan bir zemini tabi ki de vardı.Ama yabancı devletlerin bizden istedikleri topraklar öyle böyle değildi.Eğer kabul edilseydi “Hasta Adam” konumundan çıkıp “Ölü Adam” durumuna bile düşübilirdik.Tarih şöyle tekerrür etti ki savaştık.Hemde cesurca ve yiğitce korkusuz ölüme meydan okurcasına ve bir çok İttihatçı ailesin’den fedakarlık ederek önce vatan dedi.Bunun en büyük örneği İzmir’de düşmana ilk kurşunu atan “Hasan Tahsin” Beyefendidir.Bu kişinin konuyla ne alakası var derseniz kendisi bir İttihatçı olmakla birlikte Teşkilat-ı Mahsusa ajanıdır.Sadece Hasan Tahsin Beyefendi değildir tabi ki bu fedakarlığı yapan gerek Enver Paşa gerekse diğer İttihatçıların bir çok fedakarlığı vardır.Kurtuluş Savaşı döneminde’de bu fedakarlıklar devam etmiştir.Şuan bir çok kişinin haberi olmasa bile Kurtuluş Savaşının temelini atanda aynı İttihatçılardır.Halkı örgütleyip savaş sonuna doğru kaybedeceğimiz anlaşılınca bir çok yerde gizli depolar kurulmuş ve silahlar saklanmıştır.İlk makalem olduğu için konudan konuya atlıyor gibi görünebilirim bunun için özür dilerim.


İki Bölüm Bitmiştir Devam Edeceğim En Kısa Zamanda...

Doktor Nâzım Bey'in Kısa Bir Anısı





15 mart 1921, Berlin
Charlottenburg semti.
Sabah saatleri...
Hardenberg Caddesi'nde patlayan silah sesini duyan Doktor Nâzım, önce adımlarını sıklaştırdı, sonra koşmaya başladı. Caddenin ortasında biri yatıyordu.Caddede karmaşa vardı. Sokaktan geçenler suikastı gerçekleştiren genci yakalamışlardı.
Doktor Nâzım yerde yüzüstü yatan cesedin başına gitti...
Korktuğu başına gelmişti...
Donakaldı.Yakın arkadaşı, İttihat ve Terakki Fırkası'nın Selanik
eski mebusu Yahudi Nesim Mazliyah'ın yanına geldiğini görememişti bile. Ama hemen kendini toparladı. Aklına üç apartman ileride oturan Hayriye Hanım geldi. Birden paniğe kapılarak eve koşmaya başladı. Nesim Mazliyah da onu takip etti.
Soluk soluğaydı...
Kapı zilinin üst üste çalınması Hayriye Hanım'ı ürküttü. Eşi evden çıkalı daha on dakika ancak olmuştu.
Kapıyı açtı. Karşısında Doktor Nâzım'ı gördü.
Doktor Nâzım, "Hayriye Hanım... Hayriye Hanım..." diye bağırmaya başlayınca anladı.
Sesi titreyerek, "Öldü mü?.." diye sordu.
Aldığı cevapla kapının eşiğine düşüp bayıldı...
Doktor Nâzım, Nesim Mazliyah'ı evde bırakıp tekrar olay yerine koştu. Cesedin başında polisler vardı ve üzerine gazete kâğıdı kapatmışlardı. Polis elindeki cüzdandan suikasta kurban giden kişinin kimliğini tespit etmeye çalışıyordu. Kimlikte "Osmanlı Hilali Alııner görevlisi Ali Sai!" yazılıydı.
Doktor Nâzım müdahale etti: "Hayır hayır, o sahte kimliği!
Gerçek adı, Osmanlı eski sadrazamı Mehmed Talat Paşa!"
"Ali Sai" Talat Paşa'nın kod adıydı. Ve bu ismi Osmanlı Hürriyet Cemiyeti Selanik'te varlığını sürdürdüğünde, Paris'te bulunan Terakki ve İttihat Cemiyeti'yle haberleşirken kullanmaya başlamıştı.
Yurtdışında da aynı adı kullanmayı tercih etmişti!..
Talat Paşa evden çıkmış, 100 metre sonra kemerindeki sedef kabzalı 6,35'lik Brovvning marka tabancasını çekmeye fırsat bulamadan, kafasına iki kurşun yemişti.
Katil İran'dan gelen yirmi dört yaşındaki Ermeni Sogomon Tayleryan'dı. Erivan'da 6-13 şubat 1919 tarihleri arasında toplanan Batı Ermenileri İkinci Kongresi'nde kurulan Halk Mahkemesi, Sadrazam Said Halim Paşa, Enver Paşa, Talat Paşa, Cemal Paşa, Doktor Nâzım, Bahaeddin Şakir ve Cemal ile Azmî beyler gibi İttihatçılar hakkında idam kararı vermişti.
İlk infazı gerçekleştirmişlerdi...
Hakkında gerek İstanbul Divanı Harp'ince ve gerekse İran'daki Ermeni Halk Mahkemesi'nce verilmiş ölüm kararı bulunan Doktor Nâzım'ı, polisler, öldürülen Talat Paşa hakkında bilgi almak için karakola davet etti.
Karakola giderken son iki yılda yaşadıkları, Doktor Nâzım'ın film şeridi gibi gözlerinin önünden geçti...

Zetsuen No Tempest


Zembereğinden Boşalmış Bir Zaman Bu, Ne Melun Bir Şanstır ki… Düzeltmesi de Bana Kalmış! 

Anime Adı:Zetsuen no Tempest 
Anime Türü:Aksiyon Dram Gizem Fantazi Shounen Piskolojik 
Bölüm Sayısı:24 / 24 
Yapım Yılı:2012 
Puanı :7.8/10 Üzerinden

Tanıtım:


Mahiro Fuwa'nın kız kardeşi 1 yıl önce esrarengiz bir şekilde öldürülmüş ve Mahiro kardeşinin katilini aramak üzere ortadan kaybolmuştur. "Kusaribe" adlı büyücü klanının en güçlü büyücülerinden biri olan Hakase Kusaribe ise düşmanları tarafından bir adaya hapsedilmiştir. Hakase, irtibat kurabileceği birini ararken bir şekilde Mahiro'yu bulur ve ikisi bir anlaşma yapar. Anlaşmaya göre Mahiro, Hakase'nin düşmanları tarafından uyandırılmak istenen ve tüm dünyaya kaos getirecek "Zetsuen Ağacı'nı" durduracaktır. Bunun karşılığında Hakase, Mahiro'nun kardeşini öldüren katili bulmasına yardım edecektir.

Kişisel Görüşüm;Sonuna kadar heyecanla izlettiren keşke 24 Bölüm'den daha uzun olsa dedirten bir anime olan "Zetsuen No Tempest" gerek müzikleri gerek felsefi ve ebedi konusu ile sıkça öne çıkıyor ve yine idda ediyorum bunun gibi bir anime daha yoktur.Size her ama her duyguyu yaşatıyor bunda en önemli etken bana göre müzikler.Müzikler gerçekten ama gerçekten çok ama çok iyi seçilmiş ve tam sahnelerine koyulmuş.Edebi yanı ise ap ayrı bir olay olan seri'de sıkça Shakespeare'in "Hamlet" ve "Fırtına" adlı eserlerinden replikler verilmiştir.Hatta olay örgüsü bir nevi Shakespeare'in Trajedilerini andırıyor denebilir.Anime bittiği zaman gerçekten insanı düşünmeyi itiyor hatta şaşırtıyor bile bazı gerçekleri sorgulamanıza neden olabiliyor kendiniz ve çevreniz ile ilgili aslında daha uzun yazmak istiyorum ama daha fazla gevezelik etmeden kendimce değerlendirmeme geçiyorum.

Değerlendirmem;Konusu gerçekten çok ama çok güzel bunun yanı sıra Müzikler ancak bu kadar uyumlu olabilirdi.Açılış ve Kapanış müzikleri bana biraz sönük gibi geldi açıkçası ama anime'nin içinde çalan müzikler bir harika hepsi tanınmış müzikler zaten özellikle Klasik Müzikten hoşlananlar için.Edebi ve felsefik yanı ağır bastığı için ara sıra insanın canını sıkabiliyor ne yazık ki kafa boşlatmak için izlenebilecek animeler kategorisinde yer almıyor.Ama bu demek değildir ki kötü bir anime hayır tam tersi " Boş" bir anime değil bunun nedeni bu yüzden.Biraz değişiklik isteyen herkese tavsiye ederim okuduğunuz için teşekkürler acemice olmuş olabilir biraz yorumlar'da hatalarımı belirtirseniz sevinirim.

Sayōnara Minna


Kim Kaldı-Atilla İlhan






silah atılmıyor 
güvercin şakırtısıdır 
şafakta yaldızlanan 
şadırvanda su 
ıhlamurlarda ezan 
görkemli bir namaz uğultusu 
heyhat 
hamzabey cami-i şerif'inden kim kaldı 
kim kaldı eski selanik'ten 
laternalar sustu 
sürahiler tenha 
tek kibrit çakılmıyor 
kim kaldı ittihat ve terakki'den 
o jöntürkler ki - `hariçten 
evrak-ı muzırra celbederlerdi' - 
o fedailer ki barut öksürürler 
sakal tıraşları mavi 
kırmızı bıyıkları biber 
kim kaldı 
müdafaa-i hukuk cemiyeti'nden 
avcı ceketi 
körüklu çizme 
astragan kalpak 
bazen `ittihatçı' 
hafif `iştirakiyun' 
öfkeli kaşları salkım saçak 
kumral bıyıkları mahzun 
hani felaket tütün içerler 
ceplerinde idam fermanları 
bellerinde Söğüt yaprağı bıçak 
ya millet meclisi'nde meb'us 
ya kuva-yi seyyarede asker 
kadehlerde rakı 
nazlı beyaz 
vaniköy korusunun `teşrinler'deki sisi 
gramofonda incesaz 
meyhane musikisi 
o şenliklerden heyhat kim kaldı 
ezeli dalgınlığımızın ıslığıdır ney 
keman yanlış anlaşılmasından tedirgin 
utlar vahim sorular soruyor 
öldü nazım samilof sarı mustafa 
yıkılmış strasnoy ploscat'ın saat kulesi 
eski bolşeviklerden kim kaldı



Atilla İlhan


Yusuf İzzeddin Vakası(1916)


Yusuf İzzeddin Efendi Sultan Abdülaziz'in oğlu olup 1857 yılında doğmuştur.Öldüğünde 59 yaşındadır.Yusuf İzzeddin Efendi Osmanlı hanedanın dejenere olmuş bir tipidir.Çok evhamlı biri olup kendisi "dil kanseri veya diş eti kanseri" olduğuna dair sabit bir fikre saptanmıştır.Bu arada veliahtlıktan iskat edileceğini,Sultan Reşad'dan sonra tahta geçemeyeceğine dair fikirler onu her gün harap ediyordu.Yusuf İzzeddin Efendinin bu hali devlet yetkileleri arasında da üzüntü yaratıyordu.Devlet yetkilileri kendisine veliathtlıktan alınmayacağına dair yazılı bir belge vermesine rağmen,o,bu vahimlerden bir türlü kurtulaşamamıştır.Yusuf İzzeddin Sultan Aziz'in intihar etmesini bir türlü unutamamıştır.Hatta yakınlarına kendisininde babasının yolundan gidip intihar etmeyi düşündüğünü bile söylemiştir.Ne yazık ki alınan tüm tedbirlere rağmen Yusuf İzzettin Efendi Zincirlikuyu'daki köşkünde harem dairesinde bilek damarlarını ustura ile kesip hayatına son vermiştir.İntihar olayından bir gün sonra cenazesi Ayasofya Camiinde kılınarak,Sultan II.Mahmut türbesine gömülmüştür.Bazı kaynaklar ve kitaplar Yusuf İzzetin Efendiyi İttihatçıların öldürttüğünü söylesede bu bir yalandır çünkü yerine gelecek olan padişah tam bir ittihatçı düşmanıdır.Bu yüzden  bir diğer şüpheliler ise Almanlardır çünkü Yusuf İzzeddin Efendi Sultan Reşad ölmeden önce barış görüşmeleri için planlar yapmakla kalmıyor cephleri tek tek ziyaret ederek kumanda'da söz sahibi oluyordu.İttihatçılara karşı sert bir çıkışı olsada çoğu zaman takdir ediyordu.İntihar mı etti öldürüldü mü?Tarihte hala bir sır olarak kalmaktadır.Ama ne kuvvetli şüpheliler Almanlardır.

Kaynaklar;


  • Tarihi Vak'alar ve Tarihte Garip Vak'alar Necati Kotan
  • Wikipedia
  • E-Tarih

Georges Guynemer


Georges-Marie Guynemer (d. 24 Aralık 1894, ParisFransa - ö. 11 Eylül 1917, Poelkapelle yakınları, Belçika), I. Dünya Savaşı'ndaki en ünlü Fransız savaş pilotlarından.

Paris'te ki Stanislas Koleji'nin en iyi ve en yaramaz öğrencisi olan Georges Guynemer,derste kâğıttan uçaklar yaparak hocalarının başına atardı.Georges,onaltı yaşında koleji bitirdikten sonra ailesinden gizli olarak havacılık çalışmalarına başladı.Daha sonra babası ona ne olmak istediğini sorunca"hiç şüphe etmeden havacı olacağım"cevabını vermişti.

1914'te savaş patladığı zaman hava kuvvetlerine girmeye çalıştığı ama çok zayıf olduğu gerekçesiyle kabul edilmedi bu olay esnasında 20 yaşında olan Georges inadından vazgeçmeyerek 1915'te Pau'daki havacılık okulunu bitirerek "Leylekler" adlı filoya pilot olarak katıldı.İlk uçağını 19 Temmuz 1915'te düşürdü.


Kullandığı Uçaklardan Biri  SPAD S.XIII

Bu ufak tefek yapılı fakat sınırsız bir cesarete sahip,keskin ve sert bakışlı pilot,"İhtiyat Charles" adlı uçağıyla durmadan düşman uçaklarıyla çarpışmak için fırsat kolluyordu.Bir defasında yaralandı ama yaraları iyileşir iyileşmez uçmaya devam etti.Guynemer 23 yaşına geldiğinde 50 Alman uçağı düşürerek, yüzbaşılığa yükselmiş ve dördüncü dereceden "Legion d'honneur" nişanı almıştı.11 Eylül 1917'de bir hava muharebesinde kayboldu şövalye ruhuna sahip olan bu adam "Ne zaman bir düşman uçağı düşürsem için için üzülürüm" derdi.